Hipnoterapi bireylerin çeşitli nedenlerden dolayı, endişe ve kaygı gibi sorunlarla başa çıkmasına yardımcı olmak amacıyla; tıp biliminde psikoterapi adı verilen hipnoz yöntemiyle olumlu öneri ve yönlendirilmiş görüntülerin kullanıldığı odaklanmış dikkat ve artan öneri durumunu oluşturmak için kullanıldığı bir tamamlayıcı tıp uygulaması ile tedavi yöntemidir.

Hipnoterapist tarafından sorunun doğasını belirlemek için bireylerde motivasyon durumunu artırmak veya davranış kalıplarını değiştirmek için kişinin hipnotik durumu uyarılmasıdır. Hipnozun nasıl çalıştığı ve deneyimleyeceği durum açıklanarak hipnotik duruma girmeye hazırlanmaktadır. Bireyler kendi kendine hipnoz şartlandırma konusunda eğitilerek, test sonuçlarının yorumlanması ve problemin analizine dayanan bireyselleştirilmiş hipnoz yöntem ve teknikler kullanılarak hipnotik durum oluşmaktadır.
Hipnoz bir tedavi aracı olarak Antik İlk Çağ döneminden günümüze kullanılmakta olup; Çin, Mısır, Hindu, Roma gibi birçok uygarlık hipnoz yöntemini kullanmıştır. Orta Tunç Çağ‘ında yaşayan Wang Tai adında bir Çinli hastaların vücutları üzerinde gezdirdiği pas ve simültane sözlerle tedaviler uygulamıştır. Milattan önce 1500 civarında Hint literatüründe Veda Samhita‘da suni olarak kendi kendine hipnoz süreci veya benzer prosedürler tanımlanmıştır. Antik Yunan’da sağlık ve hekimlik tanrısı Aesculapios eller kullanarak hasta bireylerin bir çeşit uykuya benzer bir hal meydana getirdiği; tedavilerde günümüzde de kullanılan modern hipnoz anlayışıyla kendine güven ve inancında katkısı olduğu belirtilmektedir.
15. Yüzyılda zihinsel güçlerin sağlık üzerine etkileri bazı bilim insanları tarafından anlaşılmaya başlanmış olup; İtalyan filozof Petrus Pomponatus magnetik etkilerle birlikte kullanılan hayal gücü ile hastaların iyileşme isteğinin kanı ve ruhu etkilediğini söylemiştir. 16. Yüzyılda İsviçreli doktor Paracelsus, Hipokrat‘ın düşüncelerine destek vererek, inançların sağlık ve hastalıklar üzerine kritik etkilere sahip olduğunu söylemiştir. 16. Yüzyılın sonlarında Alman doktor Heronymous Nymann; zihinsel güçlerin sağlık üzerine önemli etkilerini hayal gücünün insan sağlığına etkisi hakkında yazılar bulunmaktadır.
Modern hipnoterapi temellerini atan 1734 – 1815 yılları arasında yaşamış Alman hekim Franz Anton Mesmer; gözle görülmeyip, ölçülemeyecek kadar hayat enerjisinin çeşitli kanallar aracılığıyla, başka alanlara akışını sağlayarak hastalarını tedavi etmeye çalışmıştır.
Hipnoz’un ismi
1841 yılında hipnoz‘un isim babası Manchester’li hekim James Braid, Fransız mayetizmacı La Fontaine’in bir sahne gösterisi sırasında suje adı verilen bilinçli olarak herhangi bir objeye yönelik etkinlikte bulunarak; gözlerinin sabit olmasına dikkat etmiş ve deneyimlerinden çok etkilenmiştir. Dr. Braid o deneyimlerden önce şüphelenmiş, fakat o deneyimleri kendi tekrarladıktan sonra ikna olmuştur. Dr. Braid, beyin fizyolojisine daha uygun görünen yeni bir kavramı sunarak; ilk defa manyetik el hareketleri yapmadan, sabit bakışların şart olmadığı ve parlak objelere bakılarak hipnoz yapılabildiğini göstermiştir.
Dr. Braid, Dr. Mesmer’in “manyetizma” adını verdiği bu trans haline “Hipnoz” adını vererek; bu alternatif tedavi uygulamasının isim babası olmuş ve manyetizma devrinin sonu, hipnotizma döneminin başlangıcı olarak kabul görmüştür.
Nancy Hipnoz Okulu
Nancy Hipnoz Okulu, 1860 yılında Dr. Ambroise-Auguste Liébeault tarafından hastalarına tedavilerinde tıbbi bir tedavi uygulamak veya ücretsiz manyetize edilme seçeneklerini sunarak hipnotik tedavilerle kliniğinde deney yapmaya başlamıştır. Dr. Liébault’a göre hipnotik uyku, doğal uyku ile aynı nitelikte olup; tek farkın, hipnotik uykunun telkin yolu ile oluşturulması olduğunu savunmuştur. 1866 yılında “Uyku ve Benzeri Durumlar – le sommeil et les états analogues” adlı kitabını yayınlayan Dr. Liébault; yaptığı yayın sonrası büyük bir üne kavuşmuş ve iç hastalıkları uzmanı Dr. Hippolit Bernheim ilgisini çekerek Dr. Liébault tarafından eğitim alarak beraber çalışmaya başlamışlardır.
Dr. Hippolit Bernheim; Nancy Hipnoz Okulu‘nda çalışmalarının yanında 1886 yılında “Terapide Telkin ve Uygulanmaları – de la suggestion et de ses applications a la thérapeutique” adlı kitabını yayınlamış ve Nancy Hipnoz Okulu‘nun üne kavuşmasını sağlamıştır. Dr. Bernheim, hipnozun yalnızca histerilerde görülen patolojik bir olay olmayıp, telkin sonucuyla da oluşturulabileceğini vurgulayarak; bunu sinir sistemi, romatizma, sindirim sistemi ve menstrüel bozuklukları hastalıklarında kullanmıştır.
Nancy Okulu, kuruluş amacı olan hipnoz yönteminden uzaklaşarak, aynı sonucun hipnoz dışında da telkin yolu kullanılarak alınabileceğini söyleyerek; “psikoterapi – psychotherapies” adı altında hipnotik telkin, hipnozun başlıca karakteristiğini kullanmaya başlamıştır.
Salpetriere Hipnoz Okulu
Fransız nörolog Jean Martin Charcot, 1862 yılında Salpetriere Hipnoz Okulu‘na şef olduktan sonra hipnozla ilgilenmeye başlamış; hipnozla histerinin aynı şey olduğunu iddia etmiş ve bilimsel araştırma yapma kaygısı ile kadın histerik vakaları seçerek onlara hipnoz uygulamıştır. Kadınların ardı ardına “uyuşukluk”, “his yitimi” ve “uyurgezer” aşamalarını geçerek hipnotik kondisyona girdiklerini görmüş ve çalışmalarını Fransız Bilimler Akademisine sunmuştur.
Janet Hipnozu
Fransız psikolog ve nörolog Pierre Janet; akademik psikoloji ve akıl hastalıklarının klinik tedavisi arasında bağlantı kurulması konusunda Fransa ve ABD’de etkili olmuştur. Janet hipnozu ayrılma, bölünme, kopma, çözülme gibi anlamlara gelen “dissosyasyon” olarak açıklamaya çalışan Dr. Janet; telkin ve hipnozu ayrı ayrı kategorize edip, 1889 yılında Paris’te ilk Uluslararası Hipnoz Kongresinde açıklamıştır.
Freud Dönemi
Avusturyalı nörolog Sigmund Freud, Viyana’da Dr. Breuer ile uygulamalara başlayarak, Hipnotizma ile ilgilenmiştir. Ancak hipnoz yöntemi uygulamalarını bırakarak, psikanalitik terapide kullanılan serbest çağrışım yöntemini, kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren psikanalitik kuramın kurucusu olmuştur.
II. Dünya Savaşı ve Sonrası
Hipnoterapi çalışmaları İkinci Dünya Savaşına kadar olan süre içinde durmuş; savaş sırasında ortaya çıkan “savaş nevrozları” hipnozun yeniden etkili olarak uygulanmasına başlanmıştır.
1948 yılında ”İngiliz Tıbbi Hipnotistler Derneği – British Society of Medical Hypnotists” kurularak; 1949 yılında hipnoz konusunda “İngiliz Tıbbi Hipnotizma Dergisi – British Journal of Medical Hypnotism” adı ile bilimsel dergi yayınlanmaya başlamıştır.
Günümüzde, ABD’li psikiyatrist ve psikolog Milton Hyland Erickson tıbbi hipnoz çalışmaları ve uygulamaları hipnoza farklı boyutlar kazandırmış ve dünya genelinde bir ivme kazanmasını sağlamıştır. Dr. Erickson’la birlikte, dünyanın birçok ülkesinde, hipnoterapi ile ilgili birçok dernek kurulmaya, yayınlar çıkarılmaya ve yöntem yaygınlaşmaya başlamıştır. Türkiye’de de hipnozla ilgili olarak birçok dernek ve çalışma platformları kurulmuştur.
Hipnoterapi bilimsel olarak birçok benzeri terapilere göre daha üstün olduğu ispatlanmıştır.
Hipokratist Sağlık Ansiklopedisi