Search
Generic filters
Exact matches only
Filter by Custom Post Type

Anatomi

Anatomi; canlıların yapısı ve düzeni ile beraber bu anatomik yapıyı oluşturan organları incelemesini yapan anabilim dalıdır. İnsan Anatomisi ve Hayvan Anatomisi, temel tıp bilimleri arasında en eski bilim dalıdır.

Organların tanımlanması, şekilleri ile beraber büyüklükleri ve özelliklerin ortaya konması, organların birbirileri ile olan ilişkilerinin tıp biliminde kullanılması anatominin bilimsel olarak karşımıza çıkmasını sağlamıştır.

Anatomi tarihi; Afrika, Avustralya, Hindistan ve İspanya‘da bulunan mağaralarda yaklaşık 20.000 yıl öncesi yıllara dayanmaktadır. Mağaralarda hayvanların ve insanların hayati organlarının gösterildiği anatomik resimler tespit edilmiştir. Mezopotamya bölgesinde gerçekleştirilen kazılarda m.ö 3000’li yıllardan kalma koyun, keçi gibi hayvanların karaciğerlerinin kilden yapılmış modelleri bulunmuştur. Mısır’da mumyalar üzerinde yapılan çalışmaların sonucunda, m.ö 2000’li yıllarda mumyaların cesetlerin organları çıkarılmış, ancak kalbin yerinde bırakılmış olduğu görülmüştür.

Antik Çağ

Antik Çağ‘da tıbbın babası olarak anılan; milattan önce 460 – 370 yılları arasında yaşamış Hipokrat, eserlerinin çoğunda vücut ve özelliklerini Tıp biliminin başlangıcı olarak ifade etmektedir.  Yine milattan önce 384 – 322 yılları arasında yaşamış ünlü filazof Aristoteles, parçalara keserek ayırmak anlamına gelen Anatomia kelimesini ilk kullanan kişidir. Milattan önce 335 – 280 yılları arasında yaşamış, Mısır‘da İskenderiye Tıp Okulu‘nda ilk anatomist olarak kabul edilen Herophilos; insan kadavraların iç yapısını sistematik olarak incelemek üzere kesip açarak (diseke), parçalara da ayırarak (diseksiyon) bazı uygulamalar gerçekleştirmiştir. Kalpten kanın arterlerden geçen akışını incelediği “On Pulses” adlı kitabı, gebeliğin evreleri ve süresi ile doğumun aşamalarını anlattığı “Midwifery” başlıklı kitabına kadar bilinen dokuz metni vardır.

Antik Roma‘nın ünlü hekimlerinden milattan sonra 130 – 210 yılları arasında yaşamış Galen’in; insan anatomisi ile ilgili sinir, atardamar ve toplardamar arasındaki yapısal farklılıkları gözlemlemiştir. Galen’in en önemli tespitlerinden birisi, atardamarların bilinenin aksine hava değil, kan taşıdığını keşfetmesidir. Galen, kalp-damar sisteminin en önemli organının karaciğer olduğuna inanıyordu. Kanın vücutta nasıl dolaştığını saptayamamıştır. Galen‘in inanışına göre kan karaciğerde yapılıyor, toplardamarın başlangıç noktasını karaciğer olarak görüyor ve karaciğerden çıkan damarların vücudun uç bölümlerine taşıdığı kan buralarda kaslar ve dokuları beslediğine inanmıştır.

Galen, diseksiyona çok önem vermesine rağmen, araştırmalarının pek çoğunu hayvanlar üzerinde gerçekleştirmiştir. Bağladığı canlı hayvanların üzerilerinde cerrahi işlemler gerçekleştirmiştir. Kalbin içine girip incelemelerde bulunmuş, idrar torbası ve böbreklerin çalışma sistemini tespit etmek için idrar yollarına düğümlemiş, omurilikte kesikler oluşturarak hangi kesiğin vücudun hangi bölümünde felç etkisi yarattığını bulmaya çalışmıştır. Galen; insan anatomisini, hayvan vücudunda gerçekleştirdiği çalışmalarla sonuçlar çıkartması bazı hatalı saptamalarda bulunmasına yol açmıştır. Galen, halka açık anatomi ve diseksiyon dersleri düzenlemiştir. Kuramsal ve uygulamalı tıp alanında etkisi Ortaçağ ve Rönesans dönemi boyunca tıp dünyasına egemen olmuş; anatomi üzerine yazdığı eserler 16. yüzyıla kadar kabul görmüştür.

Galen

Orta Çağ

Ortaçağ’da, insan vücudunun kesilip parçalanması din adamlarının günah sayması Reformasyon dönemine kadar sürmüştür. Bu kısıtlamalar anatominin yanında tıp biliminin gelişmesine de uzun yıllar engel olmuştur.

Rönesans

1543 yılında çağdaş anatominin kurucusu sayılan Belçika’lı Cerrah-anatomist Andreas Vesalius yazdığı İnsan Vücudunun Yapısı (De Fabrica Humanis Corporis) adlı; 7 cilt, 700 sayfalık olan eserin 270 adet resmin olduğu Galen’in bazı hatalarını ortaya çıkardığı anatomi tarihinin ilk kitabıdır. Dr. Vesalius‘ın öğrencilerinden İngiliz William Harvey 1628 yılında kanın vücutta dolaşımını ilk defa bulan kişi olmuştur.

Rönesans döneminde anatominin temellerinin atılışında ve tıp bilimine katkıda bulunan anatomist Gabriel Fallopius; insan vücudundaki yumurtalık yollarını tarif etmiş ve bu yollara “Fallop tüpleri” olarak adı verilmiştir. Sonrasında yumurtalıkları ve yuvarlak bağ olarak bilinen ligamentum rotundumu (round ligament) tarif etmiştir. Yine yarım daire kanalları olarak bilinen semisirküler kanallarını (semicircular canals) da keşfe­den Fallopius; yine ilk defa olarak trigeminal sinir (nervus trigeminus), işitme ile ilgili nervus akustikus siniri (nervus acusticus) ve dil-yutak sinirini (nervus glossofaringesu) de anatomi bilgisine tanımlamıştır.

Anatomi bilimine katkıda bulunan, ilk patolojik anatomistlerden biri olarak görülen Bartolomeo Eustachius; 1561 yılında yayınladığı iki kitabı, Kemiklerin İncelenmesi (Ossium Examen) ve Kafanın Hareketi (De Motu Capitis) Vesalius‘un İnsan Vücudunun Yapısı (De Fabrica Humanis Corporis) adlı kitabında yer alan fikirlerine savaş açmıştır. Eustachius, bilimsel çalışmalarına 1562 ve 1563 yıllarında da Böbreğin Yapısı (De Renum Structura), İşitme Organı (De Auditus Organis) ile beraber damarlar ve dişlerle ilgili bilimsel seviyesi yüksek kitap ve eserler yayınlamıştır. Gırtlak ve konuşma ile ilgili çalışmalar yapmış, östaki borusu olarak bilinen, orta kulak ile yutağın (farenks) üst kısmı arasında yer alan kanalı keşfetmiş ve İşitme Organı adlı kitabında yayınlamıştır. Eustachius, anatomi bilimindeki gözlemleme ve yeteneğini bakır levhalar üzerinde ilk olarak çizmiş, 47 anatomik çizimden oluşturduğu ve bu çizimleri Anatomik Anlaşmazlıklar ve Tartışmalar (De Dissensionibus Ac Controversiis Anatomicus) adlı kitapta kullanmak istemiş ancak kitap ölümünden 150 yıl sonra yayınlanmıştır.

Anatomik Patoloji

İtalyan anatomist Giovanni Battista Morgagni, anatomik patolojinin kurucusu olarak görülmektedir. 1704 yılında 22 yaşındayken Accademia Inquietorum’un başkanlığına getirilmiştir. Morgagni, 1706 yılında “Anatomi Üstüne Notlar” (Adversaria anatomica) adlı yapıtının ilk bölümünün yayımlanması ile Avrupa’nın en ünlü anatomistleri arasına girmiştir. 1707 – 1709 yılları arasında Venedik’te, kimya eğitimi alırken, ayrıca kadavralar üzerinde otopsi çalışmaları yapmıştır. Morgagni, başyapıtları arasında “Hastalıkların Yerleri ve Nedenleri Konusunda Anatomi İçin Gerekli Bilgiler” (De sedibus et causis morborum per anatomen indigatis) adlı eserini bulunmaktadır.. Morgagni’nin çalışmaları hastalıklı organların incelenmesini konu alan patolojik anatomi özellikle 16.yy’dan sonra bilimsel bir temele oturtulmuştur.

Morgagni canlı organizmayı karmaşık yapısı olan mekanik bir yapı olarak gören ve inorganik makineler gibi organik makinelerin de bozulduğu ya da arızalandığı zaman onarılabileceğini öne sürmüştür. 1761 yılında en önemli yapıtlarından biri olan De sedibus‘u yayınlamıştır. Theophile Bonnet’nin 1679 yılında “Kadavra ya da Anatomi Çalışması” (Sepulchretum sive anatomica practica adlı kitabında derlediği 3.000’i aşkın otopsi örneği, otopsi çalışmalarını kendisinin yaptığı 640 otopsi örneği ekleyerek düzenli ve sistemli bir senteze kavuşturmuş; hastalıkların nedenleri ile patolojik bulguların sonuçlarını organlar düzeyine indirgemiştir. Morgagni Sinüsü (Sinus of Morgagni), Aort Sinüsü (Aortic sinus), Morgagni Sütunları (Columns of Morgagni), Morgagni Foramenleri (Foramina of Morgagni), Hydatid of Morgagni, Morgagni Hernisi günümüzde adıyla anılmaktadır.

Hücre Sistemi ve Genel Anatomi 

Fransız fizyologanatomistpatolog, Marie François Xavier Bichat; 1799 yılında yayınladığı “Zarların İncelenmesi” adlı eseri ile dikkatleri hücre sistemine çekmiştir. Aynı yıl yayınlanan “Yaşam ve Ölüm Üstüne Ruhbilim Araştırmaları” bilinç altıyla ilgili ilk psiko-fizyoloji kuramını ortaya koymuştur. Bichat; patolojik-anatomi teşrih ile fizyoloji deneyleriyle, patolojiyi ise klinik tedavileriyle zenginleştirmiş ve genel anatominin kurucusu olmuştur. “Sempatik sinir sisteminin organizmadaki yeri” ile bazı sinirlerin kesilmesinde birçok hastalığın tedavi yolu olduğunu kanıtlamıştır. Kanseri raslantısal doku olarak tanımlamıştır. Son olarak 1802 yılında “Fizyoloji ve Tıbba Uygulanmış Genel Anatomi” adlı eserini yayınlamıştır.

Karşılaştırmalı anatomi ve bilimsel paleontolojinin kurucusu olarak görülen Fransız bilim insanı Georges Cuvier; fosiller ile ilgili belirsizliği, yok olmuş hayvanların kalıntıları olduğunu kanıtlamıştır. Cuvier, 1825 yılında fosillerin dış görünüşlerini organların karşılıklı ilişkileri ilkesine dayandırarak bu ilişkileri ile beraber yaşama biçimlerini yeniden belirlemeyi ortaya çıkaran ilk bilim insanı olmuştur.

İngiliz anatomist-cerrah Henry Gray, metodik ve özenli diseksiyon çalışmalarının sonrasında 1858 yılında 750 sayfa 363 çizimin olduğu Grey’s Anatomy kitabını yayınlamıştır.

Alman anatomist Robert Heinrich Johannes Sobotta; 1904 yılında “Açıklayıcı İnsan Anatomisi Atlası” adlı eseri ile makroskopik anatominin başyapıtlarından birini yayınlamıştır.

Hakkında hipokratist

İlgili Konular

Dermatoloji

Dermatoloji